Cemal Süreya Günler: Şairin dünyasına açılan kapı
Cemal Süreya Günler, şairin edebiyat, siyaset, dostluklar ve 1980’lerin kültür ortamına ışık tutan günlüklerini yeniden okuma fırsatı sunuyor.
Cemal Süreya’nın günlükleriyle ilk karşılaşmam, metinlerin Milliyet Sanat ve ardından Gösteri dergilerinde bölüm bölüm yayımlandığı yıllara uzanıyor. Günlükler, 1 Ekim 1984 ile 1 Haziran 1986 arasında Milliyet Sanat’ta haftalık olarak okurla buluştu. 544. Gün’den sonra verilen üç aylık aranın ardından yayın, 1 Eylül 1986’da bu kez aylık Gösteri’de 560. Gün’den itibaren sürdü. 993. Gün, yayımlanan son bölüm oldu ve tarih Mayıs 1989’du. Cemal Süreya ise 9 Ocak 1990’da hayatını kaybetti.
Metinler, Ekim 1991’de Broy Yayınları tarafından 999. Gün Üstü Kalsın adıyla kitaplaştırıldı. Ağustos 1996’da Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ikinci baskıda kitabın adı Günler olarak değiştirildi. Bu ad daha sonra kalıcılaştı; eser, 1999-2016 yılları arasında YKY tarafından yedi kez aynı adla basıldı. Can Yayınları’nın yeni baskısı da Günler adını taşıyor ve önceki baskının tıpkıbasımı niteliğinde.
Yeni baskının yeniden dizilmek yerine önceki baskının taranmasıyla hazırlandığı anlaşılıyor. Bu nedenle OCR aktarımı sırasında bazı harf ve kelimelerde hatalar oluşmuş, bunların bir bölümü düzeltme aşamasında fark edilmemiş. Sayıları fazla olmasa da kimi yanlışlar cümlenin anlamını tersine çeviriyor ya da metni anlaşılmaz hale getiriyor. Bu yüzden kitabın önceki baskılarla karşılaştırılarak okunması yararlı olur. Aradan dergilerdeki ilk yayından itibaren yaklaşık 40, kitaplaşmasından bu yana ise 35 yıl geçtiği düşünüldüğünde, genç okurlar için açıklayıcı bir sunuş ve kişi notlarının eklenmesi de yerinde olabilirdi.
Cemal Süreya, yazma biçimini açıklarken bunun klasik anlamda bir günlük olmadığını vurgular. Tarihleri kesin biçimde kullanmadığını, metni “1. gün”, “2. gün” gibi bölümlere ayırdığını söyler. Ancak her gün yazmayı amaçladığı için eserin yine de günlük niteliği taşıdığını belirtir. Aradaki bazı günlerin yayımlanmamasını da kendi tercihine bağlar ve yayımlanmadığı günlerde hayatta olmaması gerektiğini ifade eder.
Bu sözler, yayımlanmayan bölümlerin neden kitapta bulunmadığı sorusunu da gündeme getiriyor. Broy ve YKY baskılarında, Süreya’nın sağlığında yayımlamayı uygun görmediği güncelerin elde edilemediği için kitaba alınmadığı belirtiliyor. Can Yayınları baskısında ise ifade değiştirilerek, bu metinlerin kitaba dahil edilmediği ve son düzeltmelerin Feyza Perinçek’in katkısıyla yapıldığı aktarılmış. Değişikliğin gerekçesi açıklanmış değil. Süreya’nın vasiyeti niteliğindeki cümlesi dikkate alındığında, yayımlanmamış günceler bulunmuş olsa bile bunların okurdan saklanmasını gerektirecek açık bir neden görünmüyor.
Günler, biçim bakımından da alışılmış günlük sınırlarını aşıyor. Süreya; yaşadıklarını, okuduklarını, düşündüklerini ve anılarını aktarırken denemelere, mektuplara, şiirlere ve portre yazılarına da yer veriyor. Böylece kitap, kişisel notlarla edebiyat eleştirisini, anı anlatısını ve dönem tanıklığını aynı yapı içinde buluşturuyor.
Edebiyat, şiir ve sanat üzerine değerlendirmeler eserin en güçlü yönlerinden biri. Cemal Süreya, divan şiirinden 1980’li yıllara kadar uzanan geniş bir çerçevede şairleri, yazarları ve sanatçıları doğrudan, zaman zaman da sert bir dille ele alıyor. Döneminin edebiyat ortamını izleyen bu yorumlar, bugün hem edebiyat tarihi hem de eleştiri bakımından dikkat çekici bir malzeme sunuyor.
Günlüklerde siyasi ve toplumsal değerlendirmeler de önemli bir yer tutuyor. Süreya, sosyalist bir Türkiye özlemini açıkça dile getiriyor; 27 Mayıs 1960 darbesiyle ilgili anılarını ve yorumlarını aktarıyor. 12 Eylül döneminde Kenan Evren’in davetini neden kabul etmediğini, bu kararın basına yansıma biçimini ve haberin nasıl çarpıtıldığını da anlatıyor. Doğu Perinçek çevresine katılması ve 2000’e Doğru dergisinde yazmaya başlaması da günlüklerin kapsadığı döneme rastlıyor.
Şairin dostlukları ve edebiyat çevresiyle ilişkileri de ayrıntılı biçimde karşımıza çıkıyor. Muzaffer Buyrukçu, Tarık Dursun K., Necati Tosuner, Behçet Ay, Edip Cansever, Ece Ayhan, Can Yücel, Ahmed Arif, Sezai Karakoç ve Salâh Birsel gibi isimler üzerine yaptığı değerlendirmeler, yer yer başlı başına portre yazılarına dönüşüyor. Tuğrul Tanyol, Tuğrul Keskin, Sunay Akın ve Nilgün Marmara gibi daha genç kuşaktan şairlerle kurduğu ilişkiler de eserde izlenebiliyor.
Süreya yalnızca geçmişteki edebiyatçıları değerlendirmiyor; kendi döneminin yeni kitapları ve yazarları hakkında da açık sözlü yorumlar yapıyor. Mehmet Eroğlu, Latife Tekin, Ahmet Altan ve Orhan Pamuk üzerine notları, dönemin edebiyat dünyasına içeriden bir bakış sağlıyor. Bu yorumlar, edebiyat tarihinin sonradan oluşan yargılarıyla yazarın o günlerdeki sezgilerini karşılaştırmak açısından da ilgi çekici.
Günler, Cemal Süreya’nın kendi hayatına ilişkin önemli ayrıntılar da barındırıyor. Şair, çalışma hayatından, daha önce görev yaptığı yerlerden, şiirlerinin yayımlanma serüveninden, ressamlık deneyiminden ve dergilerde kullandığı takma adlardan söz ediyor. “Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?” şiirini babasının ölümünden önce, “Kars” şiirini ise Kars’a gitmeden Paris’te yazdığını anlatması, kitabın dikkat çekici ayrıntıları arasında yer alıyor. Ailesine, gençlik yıllarına ve bu dönemde yaşadığı ilişkilerin sanatına etkisine dair notlar da eseri biyografik açıdan değerli bir kaynağa dönüştürüyor.
Şair, günlüklerinde hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğü isimlere de özel bir alan açıyor. “Saklı Güldeste” başlığı altında, unutulduğunu düşündüğü şairleri ve onların neden geri planda kaldığına ilişkin görüşlerini sıralıyor. Ayrıca küçük görünen ayrıntıların peşine düşerek edebiyat tarihindeki belirsizlikleri araştırıyor. Ahmet Muhip Dıranas’ın “Kar” şiirindeki bir kelimenin farklı okunması ve Ahmet Haşim’in doğum tarihine ilişkin kaynaklardaki çelişkiler üzerine tuttuğu notlar, bu titizliğin örnekleri arasında.
Bu konuların okurlardan tepki ve açıklayıcı mektuplar alması da günlüklerin canlı bir tartışma zemini oluşturduğunu gösteriyor. Süreya, kendisine ulaşan görüşleri ve yanıtları da metinlerine dahil ederek kitabı tek taraflı bir anlatı olmaktan çıkarıyor.
1980’lerin gündelik hayatı da kısa notlarla olsa bile kitapta belirgin biçimde yer buluyor. Şairin çalıştığı işler, iş çevresindeki ilişkileri, maaşı, geçim sıkıntıları ve kira zamları dönemin sosyal koşullarını yansıtıyor. Merkez, daha sonraki adıyla Vagon Kıraathanesi, Hatay Meyhanesi, Koço Restoran ve İstanbul Gazeteciler Lokali gibi mekanlar; buluşmaların, sohbetlerin ve edebiyat çevresindeki ilişkilerin arka planını oluşturuyor.
Yayıncılık dünyasındaki dönüşüm de Süreya’nın gözlemleriyle izlenebiliyor. Çalıştığı ansiklopediler, hazırladığı dergiler ve kitaplarını yayımlayan kuruluşlarla ilişkileri, dönemin yayıncılık koşullarını anlamak için önemli ipuçları veriyor.
Sonuç olarak Günler; günlük, anı, otobiyografi, deneme, eleştiri, polemik, portre ve dönem kroniği arasında dolaşan özgün bir kitap. Cemal Süreya’nın yalnızca şair kimliğini değil, eleştirmen, dergici, yayıncı ve edebiyat insanı olarak yürüttüğü faaliyetleri de görünür kılıyor. Dostlukları, kırgınlıkları, tartışmaları ve özel hayatıyla yaşayan bir portre sunan Cemal Süreya Günler, hem şairin külliyatının temel parçalarından biri hem de 1980’lerin edebiyat ve yayıncılık ortamını araştıranlar için değerli bir tanıklık arşivi niteliğinde.
Günler, Cemal Süreya, Can Yayınları, Ağustos 2026.




