Kurgusal deneme: Deneme ile kurmaca arasındaki sınır

Kurgusal deneme kavramı, deneme ile öykü ve roman arasındaki geçişleri; Montaigne, Borges, Bolaño ve Salâh Birsel üzerinden tartışıyor.

Bazen edebî bir türün sınırlarını, yazarın niyetinden çok okurun değerlendirmesi görünür kılar. Yusuf Çopur’un Temmuz 2026’da yayımlanan Kırık Anahtar adlı deneme kitabı üzerine yapılan okumalar da böyle bir tartışmanın başlamasına yol açtı. Merve Koçak Kurt kitaptaki metinleri “öykülü denemeler” olarak nitelerken, Hülya Soyşekerci “öykücü bakış açısı”na dikkat çekti. Bir başka yazar ise bu metinleri “kurgusal denemeler” olarak değerlendirdi.

Birbirine yaklaşan ancak aynı anlama gelmeyen bu tanımlar, deneme ile kurmaca arasındaki ilişkiyi yeniden düşünme gereği doğurdu. Çopur, yazılarını önceden belirlenmiş bir plana bağlı kalarak oluşturmadığını; metnin yönünü çoğu zaman duygu, anı ve düşüncelerin belirlediğini ifade ediyor. Ancak burada asıl soru, Kırık Anahtar’ın nasıl yazıldığı değil, “kurgusal deneme” tanımının hangi metinleri kapsadığıdır.

Denemenin açık uçlu yapısı

Modern denemenin temelini atan Montaigne, 1580’de yayımlanan Essais adlı eserinin adını Fransızca “denemek” ve “sınamak” anlamlarına gelen bir fiilden türetmişti. Deneme, kesin sonuçlar ve kapalı öğretiler sunmak yerine düşünceyi araştırma hâlinde tutar. Denemeci, bir konu üzerine konuşurken kendi yargılarını da sorgular.

György Lukács’a göre deneme, önceden biçimlenmiş bir hayat, kitap, resim ya da davranış üzerine yeniden düşünme biçimidir. Theodor W. Adorno ise türün kapalı felsefî sistemlere ve değişmez doğrulara karşı direncini vurgular. Denemenin parçalı ve öznel yapısı, gerçekliği kusursuz bir bütün olarak görmemesinden kaynaklanır. Buna rağmen öznel oluş, keyfî olmak anlamına gelmez.

Bu açıklık, denemeyi hikâyeye yaklaştırır. Denemeci bir anısını sahneleyebilir, çocukluk evini ayrıntılarıyla anlatabilir veya geçmişteki bir konuşmayı belleğinin bugünkü diliyle yeniden kurabilir. Ancak anlatının sahneli ve canlı olması, metni kendiliğinden kurmacaya dönüştürmez. Kişisel denemede anlatılan kişi, yer ve olayların ortak dünyada bir karşılığı bulunduğu varsayılır.

Carl H. Klaus’un kişisel denemedeki benlik üzerine çalışması bu ayrımı belirginleştirir. Metindeki “ben”, hatırlama, seçme, susma ve üsluplaştırma yoluyla kurulmuş bir kişiliktir; fakat kurulmuş olması uydurulmuş olduğu anlamına gelmez. Kurgusal anlatıcı ise gerçek dünyada bir modele ihtiyaç duymadan tasarlanabilir.

Kurgusal deneme kavramı

“Kurgusal deneme” tek ve kesin bir tür adı değildir. Fransızcadaki essai fictionnel ve essai-fiction ile İngilizcedeki “essay-novel” ve “fragmentary essay-novel” kavramları, Türkçedeki “deneme-roman” ve “kurmacasal deneme” ifadeleriyle kesişse de birbirlerinin tam karşılığı sayılmaz.

Vincent Ferré, Proust, Hermann Broch ve John Dos Passos üzerine çalışmalarında romanın içindeki denemesel bölümlere odaklanır. Bu bölümlerde anlatıcı yalnızca olayları aktarmakla kalmaz; kavramlar kurar, deneyimlerin anlamını araştırır ve kendi açıklamalarını sınar. Proust’un madlen tadıyla geçmişin geri dönüşünü anlattığı bölüm, belleğin işleyişini sorgulaması bakımından bu yapının önemli örneklerinden biridir.

Claire de Obaldia ise “denemesellik” ile deneme türünü birbirinden ayırır. Bir roman, öykü veya eleştiri metni açık uçlu ve özdüşünümsel bir düşünme biçimi taşıyabilir. Bu durum metni denemesel kılar; ancak onu tür bakımından mutlaka deneme yapmaz. Dolayısıyla düşünsel yönü güçlü her romanı kurgusal deneme olarak adlandırmak doğru değildir.

Biyografi, roman ve sınır metinleri

Marcel Schwob’un Düşsel Yaşamları, tarihsel ya da efsanevi kişilerin hayatlarını kısa anlatılarla yeniden kurar. Schwob belgelere dayanır; fakat kaynakların sustuğu yerde hayal gücünü devreye sokar. Bu nedenle eser, saf bir kurgusal denemeden çok biyografi, anlatı ve denemeci portrenin kesişiminde yer alır.

Pierre Michon’un Vies minuscules ve Rimbaud le fils adlı kitapları da biyografi ile kurmaca arasındaki geçişi güçlendirir. Özellikle Rimbaud üzerine eser, yalnızca şairin hayatını anlatmaz; Rimbaud adının nasıl bir edebî mite dönüştüğünü ve sonraki yazarların bu mitle ilişkisini de tartışır. Dominique Viart’ın “essai-fiction” ve “eleştirel kurmaca” kavramları, düşünce ile icat edilmiş hayatın birbirini dönüştürdüğü bu alanı açıklamaya çalışır.

İngilizce edebiyat araştırmalarında ise “essay-novel”, “novel-essay” ve “essayistic novel” gibi adlandırmalar öne çıkar. Ansgar Nünning ve Alexander Scherr’in “parçalı deneme-roman” olarak tanımladığı yapı; gerçek dünyaya göndermeler, farklı bilgi alanlarının bir aradalığı, düşünsel bölümler ve parçalı kuruluşla belirginleşir. Virginia Woolf, John Dos Passos, Vladimir Nabokov ve Tom McCarthy’nin eserleri bu bağlamda değerlendirilir.

Salâh Birsel’in Dört Köşeli Üçgeni de Türk edebiyatındaki sınır metinlerinden biridir. Hülya Bayrak Akyıldız’ın incelemesine göre Birsel’in denemeci kimliği, romanın anlatıcısına ve parçalı yapısına yansır. Bununla birlikte eser, kesin bir “kurgusal deneme” örneği olmaktan çok deneme üslubuyla yazılmış bir roman olarak okunabilir. Enis Batur’un Kitap Evi ise okuma, yazma, kitaplık ve yazarlık üzerine düşüncelerin kurmaca anlatıyla birleştiği başka bir örnektir.

Borges’ten Bolaño’ya kurmaca bilgi

Latin Amerika edebiyatında tür sınırlarını kesin çizgilerle ayırmak daha da güçtür. Adnan Özer, bu gelenekte deneme, anı, biyografi, gazete yazısı ve eleştiri gibi biçimlerin sürekli birbirine geçtiğini belirtiyor. Ona göre kurgusal denemenin temelinde, kurmaca bir metnin okurda gerçeklik etkisi yaratması bulunur.

Jorge Luis Borges’in “El-Mutasım’a Bir Yaklaşım”, “Pierre Menard, Don Quijote’nin Yazarı” ve “Herbert Quain’in Yapıtlarının İncelenmesi” adlı metinleri, var olmayan kitapları ve yazarları gerçek bir eleştiri diliyle ele alır. “Tlön, Uqbar, Orbis Tertius” ise ansiklopedi maddesinden hareketle bütünüyle icat edilmiş bir dünya kurar. Borges’in amacı yalnızca okuru yanıltmak değildir; bilgi, kaynak ve edebî otoritenin nasıl üretildiğini de sorgular.

Augusto Monterroso’nun Lo demás es silencio adlı eseri, hayalî yazar Eduardo Torres’in yaşamını tanıklıklar, sözler ve eleştirel belgeler aracılığıyla aktarır. Roberto Bolaño’nun Amerika Kıtasında Nazi Edebiyatı kitabıysa kurmaca yazarların biyografik ansiklopedisi biçimindedir. Her iki eserde de gerçek bir edebiyat tarihi izlenimi yaratılırken bu izlenimin dayandığı otorite aynı anda tartışmaya açılır.

Schwob, Borges, Monterroso ve Bolaño arasında biçimsel bir akrabalık kurulabilir; ancak bu eserleri tek bir türe indirgemek mümkün değildir. Onları bir araya getiren ortak özellik, sınıflandıran, yorumlayan ve kaynak gösteren denemeci zihnin kendi bilgi iddiasını da kuşkulu hâle getirmesidir.

Kırık Anahtar ve adlandırma sorunu

Bu örnekler, “öykücü bakış açısı”, “öykülü deneme” ve “kurgusal deneme” ifadeleri arasındaki farkı ortaya koyar. Öykücü bakış açısı, ayrıntı seçme ve sahne kurma biçimini anlatır. Öykülü ya da anlatısal deneme, düşüncenin olaylar, anılar, diyaloglar ve betimlemeler üzerinden ilerlediğini gösterir. Metnin gerçek dünyayla bağını koruduğu durumlarda bu yapı kurmaca sayılmaz.

Kurgusal veya kurmacasal deneme tanımı ise anlatıcı, kişi, belge ya da düşünce nesnesinin kurmaca bir evrene bağlanmasını gerektirir. Bunun yanında metindeki düşüncenin nasıl ilerlediği de önemlidir. Anlatıcı bir görüşü ortaya koyuyor, örneklerle sınayıp kendi yargısına itiraz ediyorsa denemeye özgü bir hareket ortaya çıkar. Kurmaca da bu sorgulamaya katıldığında kurgusal deneme kavramı anlam kazanır.

Bu çerçevede Kırık Anahtar için yapılan değerlendirmeler farklı düzeylere işaret ediyor. Merve Koçak Kurt’un “öykülü deneme” ve Hülya Soyşekerci’nin “öykücü bakış açısı” tespitleri, kitaptaki anlatısal dokuyu tanımlıyor. “Kurgusal deneme” ifadesi ise daha ileri ve türsel bir öneri getiriyor. Metindeki benlik, kişiler, anılar ve mekânlar ortak dünyaya gönderme yapıyorsa “öykülü” ya da “anlatısal deneme” tanımı daha ihtiyatlı görünüyor.

Çopur, kitaba döndüğünde dostlarının yorumlarında kendi yazma alışkanlığını daha net gördüğünü belirtiyor: Düşünürken hikâye anlatmaya başlıyor; bir ayrıntı, bir insan ya da bir mekân metnin yönünü değiştirebiliyor. Bu yazıların nerede öykülemeye, nerede kurmacaya dönüştüğünü anlamanın yolu ise metinleri yeniden ve okurun kuşkusuyla okumaktan geçiyor.

Kaynakça

Adorno, Theodor W. “The Essay as Form.” Notes to Literature, Cilt 1, 1991.

Akyıldız, Hülya Bayrak. “Salâh Birsel’in Dört Köşeli Üçgen’i ve Deneme-Roman Üzerine.” Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 2019.

Bolaño, Roberto. La literatura nazi en América. 1996. Türkçesi: Amerika Kıtasında Nazi Edebiyatı, 2023.

Borges, Jorge Luis. Ficciones. 1944.

Çağlakpınar, Bülent. “Deneme-Roman ya da Kurmacada Deneme Etkisi.” Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2025.

de Obaldia, Claire. The Essayistic Spirit. 1995.

Ferré, Vincent. L’Essai fictionnel: Essai et roman chez Proust, Broch, Dos Passos. 2013.

Klaus, Carl H. The Made-Up Self. 2010.

Lukács, György. “On the Nature and Form of the Essay.” 2010.

Michon, Pierre. Vies minuscules; Rimbaud le fils.

Montaigne, Michel de. Essais. 1580.

Monterroso, Augusto. Lo demás es silencio. 1978.

Nünning, Ansgar ve Alexander Scherr. “The Rise of the Fragmentary Essay-Novel.” 2018.

Schwob, Marcel. Vies imaginaires. 1896.

Viart, Dominique. “Essais-fictions: les biographies (ré)inventées.” 2001.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu