İran-Hint Okyanusu gerilimi: Cephe genişliyor mu?
İran’ın savaşın Hint Okyanusu’na yayılabileceği uyarısı, Hürmüz ve Babülmendep çevresindeki enerji ve ticaret rotalarına yönelik riskleri artırıyor.
Orta Doğu’daki çatışmaların genişleme ihtimali, İran’dan gelen yeni bir açıklamayla birlikte yeniden gündeme geldi. İran lideri Mojtaba Khamenei’nin danışmanı Yahya Rahim Safevi, savaşın Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e uzandığını belirterek, ABD veya İsrail’den gelecek yeni saldırıların çatışmayı Hint Okyanusu’na ve daha uzak bölgelere taşıyabileceği uyarısında bulundu.
Bu mesaj, savaşın yalnızca İran, İsrail ve ABD arasındaki askeri gerilimle sınırlı kalmayabileceği değerlendirmelerine yol açtı. Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında eş zamanlı baskı oluşması durumunda petrol ve LNG tankerlerinin güzergâhları, enerji sevkiyatı ve küresel ticaret zincirleri doğrudan etkilenebilir.
İki stratejik boğaz aynı denklemde
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’nden çıkan enerji kaynaklarının dünya pazarlarına taşınmasında kritik bir geçiş noktası olmayı sürdürüyor. İran’ın bu dar su yolunu uzun süredir önemli bir stratejik koz olarak gördüğü bilinirken, çatışmanın son dönemde Yemen ve Kızıldeniz hattına kayması bölgedeki riskleri artırdı.
İran’la yakın ilişkileri bulunan Husilerin Yemen’in batı kıyılarındaki etkinliği ve Babülmendep’e yaklaşması, ikinci önemli deniz geçidini de güvenlik tartışmalarının merkezine taşıdı. Stratejistlere göre Mocha ve Haniş Adaları çevresindeki hareketlilik, Babülmendep üzerindeki baskının artmasına neden olabilir. Böyle bir senaryoda Hürmüz’deki risklere, Yemen kaynaklı Kızıldeniz tehdidi de eklenebilir.
ABD’nin deniz gücü ve bölgesel aktörler
İran’ın özellikle Hint Okyanusu’na vurgu yapmasının, ABD donanmasının bölgedeki varlığıyla bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. İran operasyonlarını destekleyen USS George Washington uçak gemisinin Arap Denizi’nde görev yaptığı, bölgede amfibi unsurlar ve çok sayıda destroyerin de bulunduğu aktarılıyor.
Yemen’deki Husiler, bu denklemde İran açısından önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Tahran grup üzerindeki doğrudan operasyonel kontrol iddialarını reddetse de ABD, Suudi Arabistan ve Batılı ülkeler İran’ın Husilere destek verdiğini savunuyor. Husi faaliyetlerinin Babülmendep çevresinde artması, İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısıyla birleştiğinde deniz ticareti açısından daha geniş bir güvenlik sorununa dönüşebilir.
Suudi Arabistan, gelişmelerden en fazla etkilenebilecek ülkeler arasında gösteriliyor. Riyad bir yandan Basra Körfezi’ndeki İran kaynaklı riskleri hesaba katarken, diğer yandan Yemen sınırındaki Husi saldırılarıyla karşı karşıya bulunuyor. Yemen cephesinin büyümesi, ülkenin yeniden kapsamlı bir askeri çatışmanın içine çekilmesi ihtimalini gündeme getiriyor.
Umman da coğrafi konumu ve diplomatik rolü nedeniyle hassas bir noktada bulunuyor. Hürmüz Boğazı’nın İran karşısındaki kıyısına sahip olan ülke, aynı zamanda Arap Denizi’ne açılıyor. Uzun yıllardır İran ile ABD arasında arabuluculuk kanallarından biri olarak öne çıkan Maskat’ın denge politikası, çatışmanın Arap Denizi’ne yayılması halinde daha fazla zorlanabilir.
Füceyre güzergâhının güvenliği tartışılıyor
Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif enerji güzergâhları geliştirdi. Hürmüz’ün dışında yer alan Füceyre Limanı bu stratejinin en önemli unsurlarından biri olarak görülüyor. Ancak çatışmanın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’na taşınması, boğazı devre dışı bırakan hatların güvenliği konusunda da soru işaretleri yaratabilir.
Bu nedenle İran-Hint Okyanusu gerilimi yalnızca askeri bir tehdit olarak değil, Körfez ülkelerinin enerji güvenliği bakımından da önemli bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Yeni bir cephe ihtimali, deniz taşımacılığında güzergâh değişiklikleri ve maliyet artışları doğurabilir.
Pakistan ve Hindistan için hassas süreç
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni, gelişmelerin artık yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir çatışma çerçevesinde ele alınamayacağını belirtiyor. Köni’ye göre Hindistan doğrudan hedef konumunda olmasa da enerji güvenliği ve deniz ticareti açısından gerilimin sonuçlarından en fazla etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor.
Pakistan ise İran’a komşu olması ve Suudi Arabistan’la yakın ilişkileri nedeniyle hassas bir konumda bulunuyor. Çatışmanın Arap Denizi’ne yayılması, bölge ülkelerinin yanı sıra Avrupa’nın da gelişmelere daha yakından müdahil olmasına yol açabilir.
Köni, Kızıldeniz, Babülmendep, Hürmüz ve Hint Okyanusu’nun birbirinden bağımsız alanlar olmadığını; bu güzergâhların dünya enerji ve ticaret sisteminin birbirine bağlı parçalarını oluşturduğunu ifade ediyor. Çatışmanın büyümesi halinde tanker rotalarının değişmesi, sigorta ve navlun maliyetlerinin yükselmesi, limanların riskli hâle gelmesi ve küresel ekonominin baskı altına girmesi beklenebilir.




