Deutsche Bank’tan Türkiye Ekonomisi Analizi: 2026 Beklentileri
Deutsche Bank, Türkiye ekonomisine dair 2026 yılı için enflasyon ve faiz beklentilerini açıkladı. Enflasyon %28’e düşecek, faizler ise indirime gidecek.
Küresel finans kuruluşu Deutsche Bank, Türkiye ekonomisine ilişkin güncel öngörülerini kamuoyuyla paylaştı. Bankanın Gelişen Piyasalar Araştırma Direktörü Christian Wietoska, 2026 yılı için iyimser bir tablo çizerek, enflasyonun %28 seviyelerine düşeceğini ve faizlerin yılın ikinci yarısında indirim sürecine gireceğini belirtti. Merkez Bankası’nın attığı proaktif adımların piyasalarda olumlu bir etki yarattığını ifade eden Wietoska, Türkiye’nin rezerv yapısının olası şoklara karşı dayanıklı olduğunu vurguladı.
Uluslararası yatırımcılar, Türkiye’nin 2026 projeksiyonlarını netleştirmeye başlarken, Deutsche Bank’ın temel senaryosu, enflasyonla mücadelede kararlılığın devam edeceği ve yılın ikinci yarısından itibaren para politikasında bir gevşeme alanı oluşacağı üzerine inşa edilmiş durumda. Wietoska, Merkez Bankası’nın gecelik borç verme faizi ve rezerv kullanımı konusundaki adımlarını “kontrollü ve proaktif” olarak tanımladı. Bankanın tahminlerine göre, mevcut sıkı para politikası yılın ikinci yarısında meyvelerini vermeye başlayacak ve faiz oranlarının %34 seviyelerine inmesi gündeme gelebilecek. Ancak, petrol fiyatlarının yüksek seyirinin devam etmesi durumunda, faiz artış ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını da ekledi. Olası bir %10’luk petrol fiyatı düşüşü, ek bir faiz artışını gereksiz kılabilir.
Deutsche Bank’ın 2026 yılı sonu için belirlediği makroekonomik çerçeve oldukça net. Banka, enflasyonun %30 barajının altına inerek %28 seviyelerinde dengeleneceğini öngörüyor. Bu dönemde Türkiye ekonomisinin %3 ile %3,5 arasında bir büyüme kaydedeceği tahmin ediliyor. Yerli yatırımcıların dövizden kaçınarak Türk Lirası mevduatında kalmaları, bu hedeflere ulaşmada önemli bir etken olarak değerlendiriliyor.
Wietoska, Türkiye’nin rezerv yapısının gelişen ülkeler arasında iyi bir konumda olduğunu hatırlatarak, son yıllarda kullanılan rezervlerin küresel şok anları için var olduğunu belirtti. “Tamponlar bu günler içindir” diyen Wietoska, rezervlerin zamanla eski seviyelerine döneceğine dair güvenini dile getirdi. Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye olan ilgisinin sürdüğünü, ancak gıda fiyatları ve iç talebin bu ilgiyi şekillendirecek ana unsurlar olduğunu vurguladı.
Analizde yalnızca Türkiye değil, küresel faiz ortamı da ele alındı. Avrupa’da faiz artışlarının olabileceği bir dönemde, Türkiye’nin barış anlaşmaları ve jeopolitik normalleşme sonrası “carry trade” (düşük faizli paradan yüksek faizli paraya geçiş) yönünde yeniden bir ivme kazanması bekleniyor. Kur kontrolü ve enflasyon baskısının kırılmasıyla birlikte, Türkiye’nin gelişen piyasalar içindeki direncinin artacağı öngörülüyor.




