Ayşe Şasa: Türk Sinemasının Unutulmaz İsimlerinden Biri

Ayşe Şasa’nın hayatı ve Türk sinemasına katkıları hakkında detaylı bir inceleme.

TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan “Ayşe: Bir Ruh Macerası” dizisi, izleyicilerin ilgisini çekerken, dizinin ilham kaynağı olan Ayşe Şasa’nın hayatı da merak konusu oldu. Peki, Ayşe Şasa kimdir? İşte, onun hikayesi…

Ayşe Şasa, Türk sinemasının ve kültür hayatının önemli figürlerinden biri olarak 12 yıl önce aramızdan ayrıldı. Yazarlık ve senaristlik kariyeri boyunca, insanın varoluşunu sorgulayan derin eserler kaleme aldı. İzleyiciler, diziyi izledikten sonra onun hayatına dair daha fazla bilgi edinmeye çalışıyor.

Tam adı Ayşe Mihriban Şasa olan bu usta yazar, 1 Şubat 1941 tarihinde İstanbul Amerikan Hastanesi’nde dünyaya geldi. Çerkez bir anne ve Güneydoğu kökenli bir babanın çocuğu olarak hayata gözlerini açan Şasa, çocukluğunun büyük bir kısmını dadılarla geçirdi. Bu dönemi, yalnızlık ve mutsuzlukla dolu bir zaman dilimi olarak tanımlamıştır.

Şasa, dedesinin savaşçı ruhunun hayatında önemli bir yere sahip olduğunu belirtmiş, onun anlattığı hikayelerin ve kişiliğinin, sanat anlayışını şekillendirdiğini ifade etmiştir. Çocukluğunda yaşadığı korkular ve yalnızlık, ilerleyen yıllarda yaşadığı psikolojik sorunların temelini oluşturmuştur. Batılılaşmaya duyduğu eleştirel bakış açısı, onu farklı bir sanat anlayışına yönlendirmiştir.

Eğitim hayatına Aydın İlkokulu’nda başlayan Şasa, burada zor bir dönem geçirmiştir. Arkadaşları tarafından dışlanmış ve öğretmenleri tarafından kötü muamele görmüştür. Ancak, bu olumsuz deneyimler onu daha da güçlendirmiştir. Daha sonra, Robert Koleji’nde eğitimine devam etmiş ve 1960 yılında buradan mezun olmuştur.

Sinemaya olan ilgisi, genç yaşlarda başlamış ve 12-13 yaşında kendi dergisini çıkarmıştır. Bu dergide karikatürler ve arkadaşlarıyla ilgili yazılar yer alıyordu. Lise yıllarında yazdığı “Yaşadığımız Yıllar” adlı oyun, tiyatro çevrelerinde beğenilmiştir. Robert Koleji’nde eğitim alırken, ünlü yazar Kemal Tahir ile tanışması, hayatında bir dönüm noktası olmuştur.

1963 yılında senaryo yazmaya başlayan Şasa, Türk sinemasına olan tutkusunu dile getirirken, bu alanda kendini geliştirmek için çaba sarf ettiğini belirtmiştir. 1972 yılında “Utanç” adlı filmiyle dikkat çekmiş, bu filmde kendi iç dünyasını ve çocukluğunda yaşadığı çatışmaları beyaz perdeye aktarmıştır.

Özel hayatında, 18 yaşında Atilla Tokatlı ile evlenmiş, daha sonra yönetmen Atıf Yılmaz ile ikinci evliliğini gerçekleştirmiştir. Sinema kariyerine geri döndükten sonra, 1980’lerde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle uzun bir süre sinemadan uzak kalmıştır. Bu dönemde, eşi Bülent Oran ona destek olmuştur.

İslam’a yönelişi ise, Londra’da geçirdiği tedavi sürecinde okuduğu bir kitapla başlamıştır. Bu kitap, onun hayatında önemli bir değişim yaratmış ve 18 yıl süren bir hastalıktan kurtulmasına yardımcı olmuştur. Eserleriyle Türk sinemasının önemli bir parçası haline gelen Şasa, 1993 yılında “Yeşilçam Günlüğü” adlı denemelerini yayımlamıştır.

“Son Kuşlar”, “Ah Güzel İstanbul”, “Utanç” ve “Gramofon Avrat” gibi önemli yapımların senaristi olan Ayşe Şasa, 2008’de “Dinle Neyden” filmiyle sinemaya dönüş yapmıştır. Entelektüel bir kişiliğe sahip olan Şasa, sürekli okuyan ve kendini geliştiren bir kadın olarak da tanınmıştır.

Ayşe Şasa, 16 Haziran 2014’te zatürre nedeniyle hayatını kaybetmiş ve Sahrayıcedid Mezarlığı’na defnedilmiştir. Gençlere kapılarını açarak, evini bir okul haline getiren bu usta yazar, Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden biri olarak anılmaya devam edecektir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu