Eş-Şekûr: Az amele çok karşılık veren ilahî isim

Eş-Şekûr, kulun az iyiliğine çok karşılık veren anlamına gelir. Hamd ve şükür arasındaki fark ile şükran ve nankörlüğün işaretleri açıklanıyor.

Eş-Şekûr, kulun az sayıdaki iyi davranışına karşılık çokça karşılık veren anlamında kullanılır. Şükrün temelinde nimeti ve iyiliği fark edip ortaya koymak bulunur. Bunun karşıtı ise nimeti örtmek ve iyiliği yok saymak anlamındaki küfür, yani nankörlüktür.

Allah’a nispet edildiğinde Eş-Şekûr, kulların iyi amellerini karşılıksız bırakmayan ve onları fazlasıyla karşılayan anlamına gelir. Gazzâlî’nin açıklamasına göre Allah, yapılan şükrü artırır; dünyadaki sınırlı amellere karşılık ahirette sonsuz nimetler verir. Kur’an’da da Eş-Şekûr ismi bazı ayetlerde Gafûr ismiyle birlikte anılır. Böylece bağışlama ile iyiliğe karşılık verme anlamları aynı bağlamda yer alır.

Hamd ve şükür aynı anlamda kullanılmaz. Hamd, bir karşılık beklenmeden sahip olunan nitelikler sebebiyle yapılan övgüdür. Şükür ise görülen bir iyiliğe karşılık iyilik sahibini övmeyi ifade eder. Bu nedenle şükürde nimet, hamdde ise nimetin sahibi öne çıkar.

Allah’a nimetinden dolayı şükredilir, zatından dolayı hamdedilir.

Şükrün karşıtı nankörlük, hamdin karşıtı ise yermedir. Kur’an’da Allah’ın kulların ibadet ve iyiliklerini yalnızca yerine getirilmesi gereken görevler olarak görmediği, bunları yeni lütuflara vesile kıldığı bildirilir. Eş-Şekûr isminin Gafûr ismiyle birlikte anılması da hatalara rağmen bağışlanma ve yeniden başlama imkânına işaret eder.

Eş-Şekûr isminin Halîm isminden önce geldiği Tegâbün suresinin 17. ayetinde, iyiliğe fırsat tanımanın önemine dikkat çekilir. Bu isim, insanlara yapılan küçük iyilikleri değersiz görmemeyi de öğretir. Küçük bir davranış, taşıdığı anlam bakımından büyük bir karşılık bulabilir.

Şekûr isminin en büyük tecellisi şükreden bir kul olabilmektir.

Nimetin farkına varmak ve onu vereni övmek de başlı başına bir nimettir. İnsan, sahip olduğu imkânları düşündüğünde şükretmenin gereğini kavrar; hatta şükrünü gerektiği gibi yerine getiremeyeceğini fark eder. Bu anlayış, yokluk ve sıkıntı karşısında dayanma gücü verir.

Eş-Şekûr ismiyle ahlaklanan kişi, kendisine yapılan iyiliği küçük görmez. Aynı şekilde başkalarının yaptığı güzel işleri de fark eder ve onları takdir etmekten kaçınmaz. Başarıyı görmezden gelmek yerine bunu ifade etmek, iyiliğin ve emeğin karşılık bulmasına katkı sağlar. Ancak şükür ve minnettarlık, kişinin onurunu ve ölçüsünü kaybetmesi anlamına gelmez.

İnsanların nimet anlayışı, önem verdikleri şeylere göre değişir. Oysa yağmurun yağması, gece ile gündüzün düzeni, toprağın ürün vermesi ve peygamberlerin gönderilmesi gibi herkesin yararlanabildiği imkânlar da nimet olarak anılır. Bu bakış, şükrü yalnızca özel ve büyük kazanımlara bağlamamayı gerektirir.

Şükran yolunu seçenler, kendilerine ulaşan ihsanları hatırlar ve nimeti paylaşmayı şükrün bir gereği olarak görür. Paylaşırken bunu bir üstünlük göstergesi değil, yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk kabul ederler. Kendisine ikram edilen kişi de nimetin ulaştırılmasında aracı olanı görür; fakat asıl nimeti vereni unutmaz.

Eş-Şekûr, insanı nimeti fark etmeye, iyiliği küçümsememeye ve yapılan güzelliğe karşılık vermeye çağırır. Nankörlük ise sahip olunanları görmezden gelmek ve sürekli daha fazlasını istemekle ortaya çıkar. Şükür, hem nimetin sahibini tanımayı hem de bu farkındalığı söz ve davranışlarla göstermeyi içerir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu